İbrahim Bey, küçücük tezgâhından büyük makinelerle çalışan fabrika meydana getirmiş, girişimci bir Anadolu insanıydı. Kendisi ve ailesi için çalıştığından başka geliri olmayacağını düşünür ve her şeyi devletten beklemezdi. Kırk sene sanayici olarak çalıştıktan sonra işin başına çocukları Erkan ve Hakan’ı getirmiş ve kendisini emekliye ayırmıştı.
Erkan ve Hakan kardeşler, babalarından aldıkları iş disiplini ile hareket etmişler, şirketi daha iyi yerlere taşımışlardı. Yalnız bu sene bir karar vermek zorunda kalmışlardı. Ya ellerindeki tezgâhları yenileyip büyümeye devam edecekler ya da ellerindeki ile yetinip oldukları yerde sayacaklardı. Olduğun yerde saymak, bir süre sonra geriye gitmek demek olduğu için büyümeye karar verdiler. Devamı »
Mine Hanım, akşam yemeğinin bulaşıklarını makineye yerleştirirken eşi Çetin Bey, mutfaktaki masada gazetenin üçüncü sayfasına göz gezdiriyordu. Okuduğu haberin başlığı ile adeta çarpılmış gibi sıçradı:
- Bu kadarına da pes doğrusu!
- Ne oldu Çetin?
- Daha ne olacak Mine? On dört yaşında kız çocuğu, internette tanıştığı kötü niyetli adamların peşine takılmış, uçurumun kıyısından dönmüş.
- Nasıl bulmuşlar?
Devamı »
—Babacığım, seninle çok önemli bir konuyu görüşmek istiyorum. Uygun musun?
Bu söz, Muhsin Bey’in lise son sınıfta okuyan Zeynep Sude’ye aitti. Muhsin Bey, okuduğu gazeteyi kapatıp kızına döndü. Biricik kızının, babasıyla paylaşmak istediği çok önemli konu neydi acaba? O anda aklında öyle düşünceler oluştu ki, nasıl tepki vereceğini bilemedi. Ne de olsa Zeynep Sude, yetişkin bir kızdı artık. Zihnini dolduran, yoğun düşünce akımından güçlükle sıyrıldı. Paniklediğini kızına belli etmemeye çalışarak:
—Söyle kızım. Senin için her zaman uygunum.
—Teşekkür ederim babacığım. Bugün deneme sınavında çuvalladım. Sene başındaki denemeden daha düşük net yaptım, puanım çok düşük gelecek. Her geçen gün daha kötüye gidiyorum baba!
Muhsin Bey, biraz daha rahatlamış bir ses tonuyla ve müşfik bir edayla sordu:
Devamı »
Bir ilköğretim okulunda, Yeşilay Kulübü üyesi öğrenciler, rehber öğretmenleri gözetiminde sigaranın zararları konulu sinevizyon gösterisi izlediler. Sinevizyon içeriğinde sigara ile ilgili çarpıcı bilgiler veriliyor ve sigaradan uzak durulması gerektiği vurgulanıyordu. Öğretmen ve öğrenciler, gösteriden çok etkilenmişlerdi. Üçüncü sınıf öğrencisi Dilara, parmak kaldırarak söz aldı:
Devamı »
Tuğçe ile Nazım, Orta Anadolu’da yaşayan ve Anadolu insanının özelliklerini yansıtan güzel bir ailenin güzel çocuklarıydı. Recai Bey ve Hafize Hanım, çocuklarını en iyi şekilde yetiştirebilmek için her türlü fedakârlığı göstermişler, sıkıntılara birlikte göğüs germişlerdi. “Yitik bulununca emek zayi olmaz” misali, çocukları da yüzlerini kara çıkarmamıştı. Tuğçe doktor olmuş ve başarılı bir cerrah olarak adından söz ettirmeye başlamıştı. Nazım ise öğretmen olmuş, zaman içinde tecrübesiyle velilerin ve öğrencilerinin gözdesi olmayı başarmıştı.
Devamı »